Atakanetttin hoca sorularınızı yanıtlıyor:
Cuma, Nisan 30, 2004 10:59 ÖS
Evet sevgili okuyucularım,
delikanlılık kitabının 76. sahifesinde şöyle yazıyor:
her kimki şekli eciş bücüş ve kafası kel ise delikanlının hası ondan çıkar(geriden). yani
sevgili okurlarım burda demek istiyor ki eğer eciş bücüşseniz ve kafanız kel ise kendinizi
üzmeyiniz. işte böyle bir kişi allahın takdirinden sual olunmaz deyip benim gerimde berimde
delikanlı deyip ortalarda dolanmalıdır. şimdi istanbuldan serdar ve erkan kardeşlerimin
sorularını yanıtlıyorum:
gene aynı kitabın ilk maddesi şöyle der: bir delikanlıyı üç şey bozar. bir kız, iki alkol,
üç kumar. eciş bücüşseniz ve üçü de sizde varsa, konuyu fazla dağıtmayacağım, bildiğiniz
gibi, batu kulağın çınlasın, seviyom ulan seni allahlı, konuyu bir örnekle açıklayalım.
mesela iki arkadaş sokağa çıktınız, biriniz fazlaca içmiş, üç adet vatandaş hüllece üstünüze
saldırıp, cebren ve hileyle sizi dövmeye çalışıyor. bu durumda sarhoş arkadaşınızın size
yardıme edememesi size dokunmamalıdır. çünkü o an o zaten delikanlıdan sayılmaz (seferidir).
Örneğimiz aynı şekilde kız ve kumar içinde geçerlidir.
konu detaylı olarak incelendiğinde (bilmiyorum detayları ama) siz üçünüz mü beşiniz mi
altınız mı artık, birbirinizi kırmışsınız. aynı kitabın son maddesinde belirtildiği gibi
delikanlı tanımadığına her zaman bire on verir (iyiliğe de kötülüğe de). tanıdığına ise üçün
beşin lafını yapmaz. hepinizi aklın yoluna davet ediyorum.
yok ben gelmiycem işim gücüm var diyorsanız, o başka. yok vay efendim niye gelmediniz
şöyleydi böyleydi diyorsanız, o da başka. delikanlı gibi birbirinize götsün diyip barışın.
bunlar tabi tavsiye, ben çok bi sikim bilsem dönüp dolaşıp aynı kitabı okumazdım.
şimdi de adana'dan nurettin arkadaşımızın sorusunu cevaplamak istiyorum:
kendisi kız arkadaşıma dokundum, hamile kalmış mıdır diye soruyor. kitabı çok araştırdım,
böyle bir madde yok. nasıl dokunduğuna bağlı, kalmış da olabilir kalmamış da. lütfen bir
daha böyle sorular göndermeyin.
kendinize iyi bakın.
ATAKAN
(atakan'dan) hodri meydan
atın arkasından konuşmak kolay tabi. uzun süren seyahatimden döndüm, görüyorum ki etraf piskopat bakışlı kel kafalı arkadaşlara kalmış. ulan gudik! delikanlıysan şimdi konuş. ya da bana ıt bıt laf yapma. biz senn gibi patatesleri kızartıp kızartıp yeriz. bu arada resmini gördüm, kötü bir fotoğraf olmuş bence. yüz hatların beli olmamış. ben göt'üm diyordun, benzetemedim. delikanlıysan kaldıramazsankaldırırlar'a gel. orda hesaplaşalım. ayrıca benim atım sanım belli. te be çirkef çingen! şaka len şaka şaka. herkese bulaşaraktan beyle bir kavga bir savaş ortamı yaratmaktır amacım. serdar, sen de öyle konuşup duruyordun, al sana kaotik ortam. adresimi biliyosun. öptüm canım. ulan yarınız alkoliksiniz yarınız 100 kilonun üzerindesiniz bea. sizin yüzünüzden avrupa birliğine giremiyoruz. bence ana sorunumuz kıbrıs felan değil. gelin hepimiz birbirimizi yiyelim. kan gövdeyi götürsün. küçük balık büyük balığı yesin. göt göte bayram sikişi olsun.
son olarak birbirimizi dövmeyelim, sevelim diyorum.
o kadar. kendinize iyi bakın.
berkay, normal halin bu ülkeye fazlaydı. bir de şirketleşiyorsun.
mırıt, eeeeee eeeeeeee eeeeeeeee noldu lan?!..
atakan
bizim bok yediğimizi düşleyip kuran serdar şimdi de bizden hesap sormaya kalkıyor. bak sen.. bizi her şeyi yapmakla suçlayıp laf yedirmeye çabalıyor. bak sen bak. hakim de savcı da avukat da kendisi, bize de mahkumluğu uygun görmüş, lütfetmiş. serdar aslan olmuş, haberimiz yok. neyse ki yok.
Perşembe, Nisan 29, 2004 9:21 ÖS
ha aferim aferim gidere gider. eywallah o zaman yediğiniz bokun hesabı sorulunca kacmak kolay iyi bakalım bundan sonra böleyse benden de böle gidere giderde benden selametle kardeşim. her şeyi yap laf yiyince kaldırama eywallah
gidere gider vol.2
Pazartesi, Nisan 26, 2004 5:53 ÖS
yüzyılın satışı
kanka bildiğimiz kardeş bildiğimiz adamların yaptıına bak sen 3 şahıs gecen gun arayıp serdar nerdesin biz gelioruz dediler eywallah olduk oh dedik kankalarda gelio eğleniriz artık dedik bekledik. Adamlar yarım saat sonra bir mesaj atıp "vazgectik selamlar" dediler hadi onada eywallah dedik. Dedik ama nedenini öğrenince cinlerim tepeme cıktı. Nedeni neymiş efendim işte eksik eteğin biri gelmediği için bizde gelmedik orda bir masa erkek muhabbetimi cekicez zırt dırt konusmalar. Ulan adi herifler, terbiyesiz herifler sizin yaptığınızı ben yapsam demediğinizi bırakmassınız ben dediğim zaman duygu somurusudur ses yukseltip haklı cıkmaya kalkmadır biton ali cengiz oyununa gidersiniz. Ha sonra yaptığınız gereksizliğe cok güldük diyince sikimde deil demesinide biliosunuz. Yaptığınız seyin beni adam yerine koymamak gibi bir şey olduğunu farkına varmanız lazımdı. ulan o karı yokken gene erkek erkege muhabbet yapıyoduk o batmıyoduda simdimi batmaya basladı erkekliğiniz simdi ağır bastı. Ondan sonra serdar kırıcı yazdın cart curt demediğinizi bırakmayacaksınız. Ama bu yaptığınızı iyi düşünün kardeşim. Ne yaptığınızın farkına varın. Ve ozellikle sikimde değil lafının gittiği yere dikkat et. Ordaki 3 5 adama değer vermio olabilirsiniz eywallah ama Benimde o adamlar arasına olduğumu unutmayın. Ve beni ne kadar kırdığınızı ne kadar üzdüğünüzü bilin. Sakın bana gelipde o laf ordaki adamlara cartlara curtlara diye gelmeyin. Laflar sorun olmaz ama yaptığınız hareketin bana karsıda yapılmıs olduğunu bilin.....
telefonda bana trip attığın yetmedi bir de buraya mı kustun kinini?
aferin.
bilmişsin, yaptığımız terbiyesizlik(!) tamamen senin şahsına yönelikti. serdar ibnesi kendini bir bok zannetmeye başladı, şunu göt edelim dedik!!! bir eksik eteğe(!) muhtaçtık. o heriflerin gereksiz muhabbetini ne çekeceğiz dedik. ordaki adamları da siktir et serdarla hiç muhabbet edilmez dedik!
yanlış adam(lar)ı kardeş zannetmişsin.
kendi adıma ben göt'üm, adi'yim,terbiyesiz'im,haklı çıkmak için bir ton ali cengiz oyunu yaparım, düşüncesiz'im, salak'ım. bir daha benle buluşmazsın! aramazsın! sormazsın! olur biter! gidere gider!
bunca muhabbetlerden sonra sen hala, serdar laflarına dikkat et demelerime kulak asmadan bana posta koyabiliyorsan, ağzından çıkan lafların hesabını yapmıyorsan, kardeş dediğin adamlara bu lafları edebiliyorsan, benim diyecek bir şeyim yok sana.
yazdığın paragrafın her cümlesine her kelimesine cevap verebilirim ama gereksiz ve saçma. savunmaya hiç gerek yok, çünkü bir suç yok.
bu muhabbeti burada sonlandırmanı ve bu konu hakkında burayı kullanmamanı rica ediyorum.
yüzyılın satışı
Çarşamba, Nisan 21, 2004 7:28 ÖS
kanka bildiğimiz kardeş bildiğimiz adamların yaptıına bak sen 3 şahıs gecen gun arayıp serdar nerdesin biz gelioruz dediler eywallah olduk oh dedik kankalarda gelio eğleniriz artık dedik bekledik. Adamlar yarım saat sonra bir mesaj atıp "vazgectik selamlar" dediler hadi onada eywallah dedik. Dedik ama nedenini öğrenince cinlerim tepeme cıktı. Nedeni neymiş efendim işte eksik eteğin biri gelmediği için bizde gelmedik orda bir masa erkek muhabbetimi cekicez zırt dırt konusmalar. Ulan adi herifler, terbiyesiz herifler sizin yaptığınızı ben yapsam demediğinizi bırakmassınız ben dediğim zaman duygu somurusudur ses yukseltip haklı cıkmaya kalkmadır biton ali cengiz oyununa gidersiniz. Ha sonra yaptığınız gereksizliğe cok güldük diyince sikimde deil demesinide biliosunuz. Yaptığınız seyin beni adam yerine koymamak gibi bir şey olduğunu farkına varmanız lazımdı. ulan o karı yokken gene erkek erkege muhabbet yapıyoduk o batmıyoduda simdimi batmaya basladı erkekliğiniz simdi ağır bastı. Ondan sonra serdar kırıcı yazdın cart curt demediğinizi bırakmayacaksınız. Ama bu yaptığınızı iyi düşünün kardeşim. Ne yaptığınızın farkına varın. Ve ozellikle sikimde değil lafının gittiği yere dikkat et. Ordaki 3 5 adama değer vermio olabilirsiniz eywallah ama Benimde o adamlar arasına olduğumu unutmayın. Ve beni ne kadar kırdığınızı ne kadar üzdüğünüzü bilin. Sakın bana gelipde o laf ordaki adamlara cartlara curtlara diye gelmeyin. Laflar sorun olmaz ama yaptığınız hareketin bana karsıda yapılmıs olduğunu bilin.....
HHhöyyyyyttt
Pazartesi, Nisan 19, 2004 10:16 ÖS
�� olm s.kcem resminizi haa çıkıyo lam işte bide bana böle cıkmıo felan die şeetmişsiniz aa ancak geçmiş kayıtlarda yani archive zikinde çıkmıo oda doal tabi eski linkleri arıyor. Neysem asıl ne zaman buralara damlayacaksınız onu haberdar edin hele bi. Gelinde sizi office ime götüreyim :))) Neyse hakketen olm ne zaman gelionuz yaaa özledim hepücüünüzü bir gelinde yine eskisi gibi grup yapak hep atak hep atak kesmio zate kurucacık mıchı var tat vermio batuuuuuuuuuu. Ya bu arada serdarla atakanı karıştırmışsınya aman diim özürdile kazara atakan üstüne alınır felan ona göre yorumlayınca vahim sonuclar cıkabilir demedi demeyin ha..
Hadi cümleten yaladım.
paduman
durduk yerde laf giydirme homini'ye lan. o atlı samuray resmini afakan için. mouse u üzerine getirip beklettiğin zaman nickler çıkıyor. ayrıca o serdar olsaydı at serdarı deil, serdar atı taşıyor olurdu. he bi de satre mevsimlik bir yazar di mi, popülist hegel kılıklı kopil! öööyt. kayıt yapalım lan bi ara yine. hiç, dalga, boşver, baharın ik sabahları, vs...
I seek a life of hamur and pide!
ayrıca,
atakan şifresini unuttuğu için giremiyor. diğer mail adresine tekrar invite yolladım. işala bi ara netcafeye gider de görür, üye olur ve şifresini unutmaz bi daha.
bunak forever. afakaaan bekle bizi, kırk bakireye (kırk burkay, kırkının da kulbu kırık burkay) tapmaya bal yanaktan (afakan! afakan! afakan!) tatmaya gelcez!
re-ayrıca, mırıt kim lan o sana mesaj atıp sulanan, doğum gününü bile bilen erkek? gah gah gah
o kadar yazdım, bi zahmet okuyun ulan kardeşlerim
Cuma, Nisan 16, 2004 2:08 ÖÖ
...
Mathieu irkildi; hiç olmazsa bu kadar iğneleyici konuşmasaydı.
-haydi canım, dedi, n'oluyoruz? bu basit olayda böyle önem verilip üstünde durulacak ne buluyorsun?
-bak şimdi, dedi. burada gene senin o ünlü 'gerçeği görme' terorin ortaya çıkıyor. bu halinle insanı nasıl eğlendiriyorsun bilsen. sen, kendi kendini aldatmaktan öyle korkuyorsun ki, kendime yalan söylememe yol açar diye, önüne dünyanın en ilginç serüveni serilse, başını çevirip bakamazsın.
-evet, öyle dedi Mathieu.. bunu çoktan bilyorsun. bütün bunlar söyleneli çok oldu.
onu haksız buluyordu. bu 'gerçiği görme teorisi' (bu deyimden nefret ediyordu, ama Marcelle bir süreden beri dilinden düşürmez olmuştu; geçen yıl da bir 'ivedi' lafı tutturmuş gitmişti: sözcükler onda bir mevsimden çok dayanmazdı.) bu gerçeği görme kuramını ikisi birden bulmuşlardı, varsa sorumluluğu ikisinindi, aşklarının anlamı, derinliği de bu ortaklıktaydı.Mathieu, Marcelle'e karşı olan sorumluluğunu kabullendiği zaman yalnızlık fikrinden; bir zamanlar baş edilemez çekiciliği ve canlılığıyla ikide bir benliğinin ta derinlerine dalıveren o biraz karanlık, belirsiz, biraz korkak yalnızlık fikrinden vazgeçmeyi göze almıştı. Marcelle'i ancak gerçeğin ta kendisi olduğu zaman sevebilridi: Marcelle onun gerçeği gören gözü, arkadaşı, akıl hocası ve yargılayan vicdandı.
-kendime yalan söylersem, sana da yalan söylemiş olurum, ki buna katlanamam.
-evet, dedi.
inanmış görünmüyordu.
-ama inanmış görünmüyorsun?
gevÅŸek bir sesle:
-inanıyorum, dedi.
-kendi kendime yalan söylediğimi mi sanıyorsun?
-hayır... daha doğrusu, bilmiyorum. insan hali bu. ama sanmıyorum. yalnız, ne düşünüyorum, biliyor musun? sen kendini kısırlaştırmakla meşgulsün, sevgilim. bugün uzun uzun düşündüm bunu.ya! evet, sende herşey tertemiz, pırıl pırıl, düzenli, sanki sabun kokuyorsun;etüvden çıkmış gibisin. yararsız ya da kararsız, kuşku verici, mide bulandıran en ufak şey yok sende. öldürücü bir şey bu. yok, sakın bunu benim için yaptığını söyleme: ben yalnızca bir aracım, sende kendini didikleme, kendi kendini öğrenme ihtirası var.
Mathieu şaşırmıştı. Marcelle çoğu zaman haşindi;her an tetikte, kendini savunmaya, hatta bazen saldırmaya hazır olurdu ve eğer Mathieu bir meselede kendisiyle aynı fikirde olmazsa Marcelleonun kendine hükmetmeye kalktığını sanırdı. ama bu rahatsız etmek, yaralamak isteği onda çok seyrekgördüğü bir şeydi. sonra şu yatağın üzerine fırlatılan resim, vardı...
Marcelle'in yüzüne kaygıyla karışık, bir merakla baktı: daha konuşmaya karar vermiş görünmüyordu. kısaca:
-kendini tanımak pek de eğlenceli, meraklı bir şey olmasa gerek, dedi.
-biliyorum, dedi Marcelle. bu bir amaç değil zaten, bir yöntem. kendi kendinden kurtulmak için yapıyorsun bunu: kendini seyretmek, kendini teraziye vurmak için: bu senin en sevdiğin yöntem. kendine baktığın zaman, baktığın 'sen'in sen olmadığını, aslında bu senin zaten varolmadığını tasarlıyorsun. evet, aslında senin istediğin bu: bir hiç olmak, daha doğrusu, hiçbir şey olmamak.
Mathieu ağır ağır tekrarladı:
-hiçbir şey olmamak...hayır. yanlış! bu değil, ben. dinle bak: ben...ben yalnızca kendim olmak, kendime dayanmak istiyorum.
-evet. özgür olmak. sonuna kadar özgür olmak. senin günahın bu işte.
-bu bir günah değil, dedi Mathieu. başka... başka ne isteyebilir ki insan?
sinirlenmişti: bütün bunları yüz kez anlatmış, açıklamıştı Marcelle'e ve o, bu konuda Mathieu'nun ne kadar duyarlı olduğunu bilirdi.
-eğer varlığımı kendi egemenliğim altına alamazsam, yaşamak çok anlamsız bir şey olur...
Marcelle alaylı bir gülüşle:
-evet evet dedi. dedim ya, senin günahın bu diye...
Mathieu: 'kurnaz görünmeye kalkıştığı zaman sinirime dokunuyor' diye düşündü, ama düşüncesinden pişmanlık duyarak yumuşak bir sesle:
-bu bir günah değil, dedi Mathieu. ben böyleyim, anladın mı?
-madem bir günah değil; o halde ötekiler, bütün öbür insanlar niçin senin gibi değil?
-ötekiler de benim gibidir; yalnızca, öyle olduklarının farkında değiller.
Marcelle artık gülmüyordu, dudaklarının kenarında acı ve umutsuz bir çizgi belirmişti.
-ben o kadar özgür olmayı istemiyorum.
...
jean paul sartre, akıl çağı
ÅŸimdi
Perşembe, Nisan 15, 2004 1:35 ÖÖ
şu ana birkaç farklı açıdan bakılabilir:
karanlık bir günün aydınlık gecesi,
sıradan bir günün sıradan gecesi,
bir günün bitimi, yeni bir günün başlangıcı,
eskiden yeni olan bir günün bitimi, yine bir günün başlangıcı, vs...
ama son sigaranın ekşiliği hep aynıdır.
Çarşamba, Nisan 14, 2004 11:12 ÖS
höst lan höst höst höst! itişip durmayın beyle ayılar gibin bakem!
eheheh olm ircde deilimde acmısın orda icq denen zerzavatı, bosunamı duruyo inek heaa yok amacın erkanı uurastırmaksa o zaman erkan nerde olm benim resmim tez ulastır berkaya bak herkesin ki dört dörtlük duruyo bizim mal gibi duruyo cık cık ayıp ayıp nerde kadir kıymet bilen paylasımcı arkadaslık peaaahhh ( eheheh bu laflardan sonra erkanın goruntusunden kacın )...
serseri
ulan sıpa irc de sölemeye calısıodum da koptun gittin ben ne kabaatli oluom şimdi alla allaaa.
hem amacım erkana boş beleşde olsa farklı iş çıkartmak ehuee
offf offf
Resimler var evet yerli yerindeler ama archive e baktığımızda eski htmlleri yedeklediğinden resimler cıkmıo ve onları değiştiremiyorum ulan erkan hep senin yusunden ha dedim sana kendi panomuzu yapalım die dimi neyse fırsat bulunca yapıp buradakkileride oraya atıcam anca yaza yaparım o ayrı
yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaalaarrrrrrrrrrrr
ulan pis herif ben dururken erkan niye halletsin dana bana söle ben yollayayım resmi insan evladı deilmyim olm ben hieaaaaaa lan bak dinlemeyecem gak guk kırcam kafanı berkay...
ya da daha uysal yaklasımla "ezme beni - erkan"....
Sytem refreshed
Hey hey hey
resimleri yeniden görünür hale getirebildim resmi konusunda şikayeti olan varsa önce erkanıma sona bana gelsin iş dolambaçlı olsunki üşenesiniz :)) bu arada sanırım serdarın resmi eksik erkan halledersin ehuee
hadiiin yaladım hepücüünüzü
oh be birader
oh be kardeşlerim canlarım ciğerlerim sonunda ben de yazabiliyorum anasını satayım. Neyse su sınav dönemi bitsede gene rahatca sevişebilsek şöle falan filan ha bu arada yazamadığım su dalgayı gondereyim sayfayada benimde bir katkım olsun
Ebediyetten beri aynı masa,
kiminin derdi kadın kiminin para,
haydi dostlar ,
Rakılar yarıda " bedenler burda"
gerisi dert ve tasa,,,
sağlığınıza...
eh işte ha ne diğcektim ha batu eğer sen bunu okuyosan seni musait zamanda zıplatacam erkan sana gelince nasılsa yakında yakalarım ben seni
nıhahhahahhaha yasasın kötülük yaptığını sanıp şamar oğlanı olma hareketi....
Sythax Error
Pazartesi, Nisan 12, 2004 8:02 ÖS
Sistemimizde oluşmuş olan bir hatadan dolayı güzide iletişim panomuz blogspot da birey resimleri
gözükmemektedir. bu hataya neden olan sistem aslen bizim olmayıp Hypermart denen deyyus ların benim hosting imi kapatıp
tüm dosyalarımı silmeleri neden olmuştur.
Tüm kullanıcılarımızdan bizden kaynaklanmayan bu hatadan dolayı özür diler şevkat ve anlayışınızı bekleriz resimleri yeniden tarafıma ulaştırırsanız. Eski görsel günlere geri dönebiliriz.
Sythax ERROR
bosver devingen bağlantısı uyarısı
kaynak hypermart hata: 01X75X98-3X78F66-FF2QB8
elvenbow devingen bağlantısını bulamıyor. Bosver kaynak kodu bulunamadı.
hata: 01X75X98-3X78F66-FF2QB8
devam etmek için bir tuşa basınız.
yada sallamayıp devam ediniz.
yalarım...............
es ist genug
Cumartesi, Nisan 10, 2004 1:48 ÖÖ
bu böyle gitmez. hep aynı iç sıkıntısını dolduruyoruz kadehimize. aşkı, hırsı, yaşam amacını geçtik, filmlerde bile sürekli mutlu veya sürekli hüzünlü olan biri yok. so let's change it all. let's live our fucking lives. let's fuck our fucking lives... once in a while I knew a man who said I hate myself and I want to die. but I'm me, no mother fucking bloody him. until the day we meet all in emptiness let's empty ourselves and poison others in fun, money,sex and etc. let's paint the world into bloody hell red.. revenge is the key, it's just the beginning. but it's all the power within. fuck you all mother fucking sons of bitches. live and die forever! It's the time.
hate,
revenge,
the key.
(he knows himself who said it all)
"prisoners of existentialist decadénce"
boşver grubunun az ve öz hikayesi:
Cuma, Nisan 09, 2004 1:30 ÖÖ
"burada, istencin en yüksek sakıncası içinde sanat bir kurtaran, sağlık veren büyücü olarak yaklaşıyor. onun yapabileceği tek iş yıkım ya da varoluşların saçmalığına yönelen tiksinmeye özgü düşünceleri, tasarımları içinde bastırmaktır, o ancak bunlarla yaşama olanağı sağlar: bunlar yıkımın sanata özgü engelenişi olarak yücelik ve saçmalığın tiksindirici durumundan doğan boşalma gibi Roma'ya özgü eylemlerdir. Dithyrambos'un Satyr korosu grek sanatının kurtarcı eylemidir, bu Dionysos arkadaşının evreni ortasında, biraz önce anlatılan, tüm tutkular tükenip gitmiştir."
tragedyanın doğuşu, sf 89, Friedrich Nietzsche
"...bu durumu dolayısıyla, derin bir coşkunluk içinde bilicilik ve bilginlikten sözeder: acı duyan kimse bilen kişidir, bir bilge gibi evrenin yüreğinden doğan doğruların
bildiricisidir. işte düşsel, can sıkıcı, bilge ve coşkun Satyr biçimi böyle ortaya çıkar. o, tanrı karşısında bir 'yamyam insan' gibidir. doğanın, onun güçlü itiminin bir örneği, simgesi, bilgelik ve sanatının bildiricisidir: insan biçimine girmiş bir müzikçi, ozan, oyuncu ve tinleri görücüdür."
tragedyanın doğuşu, sf 96,97, Friedrich Nietzsche
zaman
Çarşamba, Nisan 07, 2004 1:37 ÖÖ
zamanın temizlemediği kir kalmayacak. bütün hatalarımızı, doğrularımızı, iyilerimizi, kötülerimizi, aldattıklarımızı, aldatıldıklarımızı, başardıklarımızı, başaramadıklarımızı silip atacak. geriye yine biz kalacağız. mevsimler boyu ağaçlar yaprak değiştirse de, her mevsim farklı renkte yaprak dökse de biz onları hep aynı renkte göreceğiz. çökeceğiz, anlık dirilmeler yaşayıp yine çökeceğiz. yaşadığımızı unutacağımız günleri hayal edip herşeyi geride bırakmaya çalışacağız. basitlikleri görmemeye çalışacağız. dilencileri, yalnızları ve zevksizleri görmemeye çalışacağız. bizi yaratan irin kokan insanları görmemeye çalışacağız. ama bir adım öteye adım atamayacağız. kendimizle yaşamak zorunda kalacağız. artık ya dostlara ya da paraya güveneceğiz. geriye hiç bir şey kalmadığını fark ettiğimizde bir büyük bitireceğiz. güvendiklerimize sığınacağız. zamanın geçtiği her an, o ana küfredecek ama yapacak bir şeyimzi olmadığı için devam edeceğiz. sürekli gözlerimiz uzakta bir gemi arayacak, ama sürekli mutlu ve tek başına yaşamaya çalışacağız.
2.11.2001'den :
insanlar ilk başta erkek ve kadın bir bedende birleşmiş olarak yaratıldılar. dört kolları ve dört bacakları vardı. bedenleri yuvarlaktı, kol ve bacaklarını hareket etirerek yuvarlanarak ilerlerdi. sonra zamanla tanrılara hürmet göstermez oldular. kurbanlarını adamaz oldular. hatta tanrılarını saldırmak ve onları devirmek üzere Olimpos dağını kuşatma tehdidi savurdular. tanrılardan biri şöyle dedi: " hepsini öldürelim! tehlikeli olmaya başladılar." bir başkası ise şöyle dedi:" hayır, daha iyi bir fikrim var, onları ikiye böleceğiz, böylece sadece ikişer kol ve bacakları olacak. yuvarlanamayacak, yuvarlak da olmayacaklar. sayıları ikiye katlanacak ve iki kat daha
fazla kurban sunacaklar ve en önemlisi, her iki yarı da birbirine bakmaktan kendini alamayacak ve bizi rahatsız etmeye vakit bulamayacaklar."
beklenen gerçekleşti, insanlar diğer yarılarını aramaya başladılar. hediyeleri kabul ettiler, kendi hediyeleri yarattılar. herşey onlar için yaratılmıştı, hatta tanrıların vermediklerini de kendileri yaratılar. düzen kurdular, herşey diğer yarı için ve dolaylı olarak insanların gelişimi içindi. adlarını bile koydular. yalnızlık, sevişmek, aşk, hırs, umut, vs... bir süre sonra bu hayata o kadar kapıldılar ki birbirlerini aramayı da unuttular. yapılan herşey daha iyi bür dünya ve düzen içindi. tanrılar bu olanları hayretle izlediler. plan mükemmel işliyordu. kurban falan da istemiyorlardı artık. insanları izlemek onlar için eğlenceliydi artık. kendi sonlarına umarsızca gidiyorlardı.
ama zamanla bazıları belirdi insanlar arasında. bu kişiler düzenin farkına varmışlardı. onlara verilen tüm uyuşturucuları reddettiler. hediyeleri ve insanların kendilerinin yarattıklarını kullanmaya başladılar. hatta diğerlerini de anlamayacaklarını bile bile uyandırmaya çalıştılar. zamanla vazgeçselerde tanrılar bu işe çok sinirlendi. suç belliydi, cazasını da çekeceklerdi. isyancıları belirsizlikle ve boşlukla cezalandırdılar. onları hemen öldürmek yerine hayatları boyunca acı çekmeleri uygun görüldü. kaçmalarını engellemek için iradelerine kararlılık, acı çekmeleri için de varoluşlarına kararsızlık ve belirsizlk verildi. artık her şey çok güzel olacaktı.
Cuma, Nisan 02, 2004 12:34 ÖS
yalnızlık şiiri,
yalnızlık dolambacı,
yalnızlık senfonisi,
yalnızlar partisi, vs...
arabesk müziğin çoğu eseri yalnızlığı işler, psikologlar en büyük para kaynağı yalnız insanlardır. peki insan niye yalnız kalır?
almamamış, anlatamamıştır, görmemiş, görememiştir, dinlememiştir, dinletememiştir diyebiliriz belki.
ama en büyük kaynağı bencilliktir. Nietzsche'nin kehanetindeki zamanlara yaklaşıyoruz. çoğunluk tek bir hayatının olduğunu ve bunu en iyi şekilde değerlendirmek için ne yapmaları gerekiyorsa yapacaklarını biliyor. ama bilmedikleri de git gide daha da yalnız kaldıkları, yalnızlıklarını insanları harcayarak geçirdikleri. ve kısa bir oto-otopsi yaparsak;
"... barbaros uyumadı. düşündü. ingilizce'deki 'pain' kelimesiyle fransızca'daki 'pain' kelimesini düşündü. biri 'acı', diğeri 'ekmek' demekti. barbaros bunu sıradan bir tesadüf olarak değerlendiremeyecek kadar yalnız ve sarhoştu. acı, insanın hayat tarlasında biçtiği buğdaylardan pişirdiği ekmekti. dolayısıyla sabah kahvaltısı olarak kaçınılmazdı..." - PİÇ, hakan günday
�akaaaaaaaaaa.. gah gah gah gah
Perşembe, Nisan 01, 2004 12:47 ÖÖ
her günümüz bu gün gibi geçiyor. her gün bir sürü şaka gibi şeyler yapıyorlar bize. biz ise üzülüyoruz, sıkılıyoruz, halbuki
Woody Allen bir filmin sonunda diyordu ya:
"Bobo karımla yattı, polis oldu.
Karım beni defalarca aldattı, cennete gitti.
Kasabadakiler polisi öldürdüler, mucizelerine kavuştular.
Belediye başkanı halkı soydu, tekrar seçildi.
Rahip yasak aşkını ilan etti, evlendi.
Ben karımı deliler gibi sevdim, idama mahkum oldum.
Gülmeyin bunun nesi komik?
Bence Tanrı bize bir şey söylemek istiyor;
�aka kaldıramıyorsan siktir git!"