o kadar yazdım, bi zahmet okuyun ulan kardeşlerim
Cuma, Nisan 16, 2004 2:08 ÖÖ
...
Mathieu irkildi; hiç olmazsa bu kadar iğneleyici konuşmasaydı.
-haydi canım, dedi, n'oluyoruz? bu basit olayda böyle önem verilip üstünde durulacak ne buluyorsun?
-bak şimdi, dedi. burada gene senin o ünlü 'gerçeği görme' terorin ortaya çıkıyor. bu halinle insanı nasıl eğlendiriyorsun bilsen. sen, kendi kendini aldatmaktan öyle korkuyorsun ki, kendime yalan söylememe yol açar diye, önüne dünyanın en ilginç serüveni serilse, başını çevirip bakamazsın.
-evet, öyle dedi Mathieu.. bunu çoktan bilyorsun. bütün bunlar söyleneli çok oldu.
onu haksız buluyordu. bu 'gerçiği görme teorisi' (bu deyimden nefret ediyordu, ama Marcelle bir süreden beri dilinden düşürmez olmuştu; geçen yıl da bir 'ivedi' lafı tutturmuş gitmişti: sözcükler onda bir mevsimden çok dayanmazdı.) bu gerçeği görme kuramını ikisi birden bulmuşlardı, varsa sorumluluğu ikisinindi, aşklarının anlamı, derinliği de bu ortaklıktaydı.Mathieu, Marcelle'e karşı olan sorumluluğunu kabullendiği zaman yalnızlık fikrinden; bir zamanlar baş edilemez çekiciliği ve canlılığıyla ikide bir benliğinin ta derinlerine dalıveren o biraz karanlık, belirsiz, biraz korkak yalnızlık fikrinden vazgeçmeyi göze almıştı. Marcelle'i ancak gerçeğin ta kendisi olduğu zaman sevebilridi: Marcelle onun gerçeği gören gözü, arkadaşı, akıl hocası ve yargılayan vicdandı.
-kendime yalan söylersem, sana da yalan söylemiş olurum, ki buna katlanamam.
-evet, dedi.
inanmış görünmüyordu.
-ama inanmış görünmüyorsun?
gevÅŸek bir sesle:
-inanıyorum, dedi.
-kendi kendime yalan söylediğimi mi sanıyorsun?
-hayır... daha doğrusu, bilmiyorum. insan hali bu. ama sanmıyorum. yalnız, ne düşünüyorum, biliyor musun? sen kendini kısırlaştırmakla meşgulsün, sevgilim. bugün uzun uzun düşündüm bunu.ya! evet, sende herşey tertemiz, pırıl pırıl, düzenli, sanki sabun kokuyorsun;etüvden çıkmış gibisin. yararsız ya da kararsız, kuşku verici, mide bulandıran en ufak şey yok sende. öldürücü bir şey bu. yok, sakın bunu benim için yaptığını söyleme: ben yalnızca bir aracım, sende kendini didikleme, kendi kendini öğrenme ihtirası var.
Mathieu şaşırmıştı. Marcelle çoğu zaman haşindi;her an tetikte, kendini savunmaya, hatta bazen saldırmaya hazır olurdu ve eğer Mathieu bir meselede kendisiyle aynı fikirde olmazsa Marcelleonun kendine hükmetmeye kalktığını sanırdı. ama bu rahatsız etmek, yaralamak isteği onda çok seyrekgördüğü bir şeydi. sonra şu yatağın üzerine fırlatılan resim, vardı...
Marcelle'in yüzüne kaygıyla karışık, bir merakla baktı: daha konuşmaya karar vermiş görünmüyordu. kısaca:
-kendini tanımak pek de eğlenceli, meraklı bir şey olmasa gerek, dedi.
-biliyorum, dedi Marcelle. bu bir amaç değil zaten, bir yöntem. kendi kendinden kurtulmak için yapıyorsun bunu: kendini seyretmek, kendini teraziye vurmak için: bu senin en sevdiğin yöntem. kendine baktığın zaman, baktığın 'sen'in sen olmadığını, aslında bu senin zaten varolmadığını tasarlıyorsun. evet, aslında senin istediğin bu: bir hiç olmak, daha doğrusu, hiçbir şey olmamak.
Mathieu ağır ağır tekrarladı:
-hiçbir şey olmamak...hayır. yanlış! bu değil, ben. dinle bak: ben...ben yalnızca kendim olmak, kendime dayanmak istiyorum.
-evet. özgür olmak. sonuna kadar özgür olmak. senin günahın bu işte.
-bu bir günah değil, dedi Mathieu. başka... başka ne isteyebilir ki insan?
sinirlenmişti: bütün bunları yüz kez anlatmış, açıklamıştı Marcelle'e ve o, bu konuda Mathieu'nun ne kadar duyarlı olduğunu bilirdi.
-eğer varlığımı kendi egemenliğim altına alamazsam, yaşamak çok anlamsız bir şey olur...
Marcelle alaylı bir gülüşle:
-evet evet dedi. dedim ya, senin günahın bu diye...
Mathieu: 'kurnaz görünmeye kalkıştığı zaman sinirime dokunuyor' diye düşündü, ama düşüncesinden pişmanlık duyarak yumuşak bir sesle:
-bu bir günah değil, dedi Mathieu. ben böyleyim, anladın mı?
-madem bir günah değil; o halde ötekiler, bütün öbür insanlar niçin senin gibi değil?
-ötekiler de benim gibidir; yalnızca, öyle olduklarının farkında değiller.
Marcelle artık gülmüyordu, dudaklarının kenarında acı ve umutsuz bir çizgi belirmişti.
-ben o kadar özgür olmayı istemiyorum.
...
jean paul sartre, akıl çağı
decadencé
"bakakalirim giden geminin ardindan
atamam kendimi denize,
dunya guzel.
serde erkeklik var,
aglayamam."