Cumartesi, Kasım 29, 2003 1:07 ÖÖ
ayıkken kalbim dönüyor, başım bulanıyor. sarhoşken başım dönüyor, midem bulanıyor.
...
Bird of prey, Bird of prey
flying high, flying high
In the summer sky/Gently pass on by/Am I going to die/Take me on your flight
**************************************************************
People are strange when you're a stranger
Faces look ugly when you're alone
Women seem wicked when you're unwanted
Streets are uneven when you're down
When you're strange
Faces come out of the rain
When you're strange
No one remembers your name
When you're strange
When you're strange
When you're strange
People are strange when you're a stranger
Faces look ugly when you're alone
Women seem wicked when you're unwanted
Streets are uneven when you're down
When you're strange
Faces come out of the rain
When you're strange
No one remembers your name
When you're strange
When you're strange
When you're strange
When you're strange
Faces come out of the rain
When you're strange
No one remembers your name
When you're strange
When you're strange
When you're strange
Perşembe, Kasım 27, 2003 8:49 ÖS
artık düşünmeyi de bıraktım umursamayıda
yakın - uzak kavramlarının öenmini bir kez daha anladım
yakın ı hakedenler ve uzak olması gerekenler ....
Pazartesi, Kasım 24, 2003 12:47 ÖÖ
unutma!. en azından dene.
nefes al, nefes ver.
nefes al, nefes ver.
nefes al, nefes ver.
nefes al, nefes ver....
Salı, Kasım 18, 2003 10:26 ÖS
Sinir anlarıdır, bazı seylerin sırrını çözdüğüm. Bu anlardan birinde farkettim ki istesemde istemesemde ben bu hayata bağlıyım en azından ölene kadar. Bu hayatın güzelliklerine, dertlerine, mutluluklarına, acısına, üzüntüsüne ve en guzelleride alkolune sigarasına kahvesine.
Bu anlarda farkettim ki ruhsuz duygusuz bir robot olmadığımı. Bu anlarda anladım ki ailemi sevdiğimi arkadalarımın dostlarımın yanımda olduğunu. Ölümden korkmam ama artık ölüm gelmeden onun kapısını calmaktan cekiniyorum ne gerek varki hızlı yaşayıp genc ölmeye sadece cesedim yakısıklı olsun diye dimi ama dimiii......
sonunda....
...
kapı calıyor
gelen en yakın dostum azraildir
benle son oyunu oynamaya geldi
hayatla ölüm arasındaki
...
...
saatin zili calıyor
sanırım uyanma vakti geldi
yeni sıkıcı bi gun daha
hayatın ölüme karsı oyunu kazandığı
(izmitte bir ev 2001 in karanlık ve bol dumanlı zamanları "Serdar")
....
karanlık daimi karanlık
sigaramın dumanında gorsemde dunyayı, birtek seyi anladım burdan kimse kimseye laf anlatamaz,
dinletemez. Bu dunya boş gelip dolu gitme dunyası olsun isterdim ama ne hacet dolu gitmeye icine karanlığı öle bi dolduruyolar ki boşluğun loşluğundan daha yok bir dunya neyse ben devam ederim sigarama muhabbetime dinlerim muziğimi en incede tıss tıss tısss ....
Sic visum Veneri; cui placet impares-(aşkın gözü öyle bakar ki,)
Formas atque animos sub juga aenea-(denk olmayan bedenlerle ruhları,)
Soeve mitere cum joco-(zalim bir aldatışla, tunçtan bir boyunduruğa vurur.)
Böyle olayların görülmesi, burada, kafayla edinilmiş düşüncelerin değil de, işgüdülerin
etkisini göstermiş olmasından ötürüdür. Evliliğin aradığı şey, entellektüel bakımdan hoş
vakit geçirmek değil, çocuk dünyaya getirmektir, kafa bakımından bir bağlanış değil, gönül
bakımından bir bağlanıştır evlilik. Bir kadının, sırf kafası ve kültürü yüzünden bir
erkeğe aşık olduğunu söylemesi, saçma ve beyhude bir iddiadır; ya da yozlaşmış bir mizacın
sonucudur...
(Arthur Schopenhauer, Aşkın Metafiziği)
şahsi kanaatim şudur ki; demek ki insanoğlu habitatı doğal seleksiyon uyguluyor. bozuk
tohumları ve insanlığa faydalı olmayacak olanları ayırıyor, onları yalnız bırakıyor, daha
fazla uğraştırıp pes ettirtmeye çalışıyor, ki geleceğe de taşınmasın bu kötü, pis, kaka genler. yeni neslin seçimi aslında bu demek ki. tabi bir de bunların ünlü olmasını sağlıyor; insanlar feyz alsın, ders çıkarsın ve onlara benzemesin diye. sanırım bu yüzden Friedrich Nietzsche en fazla küfür yiyen filozoflardan biri. insanlar okurken kendilerini kaptırıp
içine giriyorlar ya, yaşıyorlar ya. okuyup yaşamak derken bir de anlatıp yaşamak var:
�unu düşündüm: En bayağı olayın bir serüven haline girmesi için onu anlatmaya koyulmanız
gerektirir ve yeter. İnsanları aldatan da bu zaten. Kişioğlu hikayecilikten kurtulamaz,
kendi hikayeleri ve başkalarının hikayeleri arasında yaşar. Başına gelen her şeyi hikayeler
arasında yaşar. Başına gelen her şeyi ikayeler içinden görür. Hayatını sanki anlatıyormuş
gibi yaşamaya çalışır.
Ama, ya yaşamayı ya da anlatmayı seçmek gerek...
(Jean Paul Sartre, Bulantı)
başkasına özenenler devrindeyiz, herkes başkasının hikayesini yaşamaya çalışıyor. çok fazla
genelledim aslında, aykırı sivilceler de var. yahu bir aynaya bakın yeter ki . sizden
başka siz yok. neden bu yarış? aynaya bakmaktan da mı korkuyorsunuz yoksa?
Yalnızlık �iiri
Bilmezler yalnız yaşamıyanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret.
Bilmezler.
(Orhan Veli Kanık,Meydan, 15.5.1948)
yalnızlıktan kurtulmaya çalışmanın da belli yöntemleri var tabi. insanlar arasına karışmak
mesela. eğer ki bir panik atak değilseniz en kolay seçenek bu sanırım. veya sevgilinize bir
cevapsız çağrı bırakın (post modern serenat). ailenizi arayın, hayatta sonsuz sevgiyi
genelde bir tek onlar veriyor çünkü. yada biraz daha pahalı bir yöntem olan tekel bayi
yöntemi. gidip bir tekele bir rakı alın veya içkiniz neyse. demlenin yavaş yavaş. sarhoş
olup da gece gece bağırmayın ama sakına.
Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: tek sorun bu. omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru
çeken Zaman'ınkorkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
Ama neyle? �arapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.
Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk
yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız,
sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan,
şakıyan, konuşan her şeye sorun, "saat kaç?" deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen
verecektir yanıtı size: "sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak
için sarhoş olun durmamacasına! �arapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz."
(Charles Pierre Baudelaire, Paris sıkıntısı)
nerden nereye.. bu adamın frengi hastası olduğunu, düzenli olarak orospularla yattığını
kaç kişi biliyor acaba. bu yüzden az yerden yere vurulmadı ki..
neyse ne. yeni günler var önümüzde. çetin altan genelde diyor ki: "enseyi karartmayın"
deneyelim hep beraber..
Pazartesi, Kasım 17, 2003 5:27 ÖS
Midende koskocaman bir boÅŸluk varken
Sen Beynini kullanmaya çalışıyorsan.
Düşüncelerinden dile gelecek olan tek şey boşluk değilmidirki?
Hangimiz inkar edebiliirizki düşümcelerimizi meşgul eden sorunlar var oldukça özgür düşünmenin hayal olduğunu.
ne kadar çok seviyorsunuz anlatmayı. bir de ne kadar sıradan ve gereksiz olduğunuzun farkına varsanız. bağımllık kötü, her türlüsü ve sizin gibi insanlara bağımlı olmak saçmalıktan başka bir şey değil. ama insan ne yazık ki sosyallik tarafı da olan bir hayvan. geçmişte sizden medet ummam benim cahilliğim. bağımsız yaşamayı becermek zorundayım şimdi de; yalnız kalmayı, kimsesiz olmayı. yine de virüs gibisiniz. dünyayı kaplayan koca bir virüs. siz öldürüyorsunuz birbirinizi, siz birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz, siz beş kuruş için ruhunuzu satıyorsunuz; halbuki beş para etmezsiniz. devam edin hayallerinizin peşinden koşmaya, birbirinizi becermeye. gerektiğinde bende aranızda olacağım. ama elimden geldiğince dibe göndereceğim sizi. ben bana izin verdiği sürece. ama şimdilik izin yok sınır dışına çıkmama, ben bana vize vermedi. ne kadar iddialıyım değil mi? yarına geçer... arada bir sinirlenebilmeli insan, normal. bu da geçer. iki nefes sonrasında her şey geçer...
geçer
ızdırabın sonu yok sanma sakın, bu alem de geçer,
ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
devr-i şadi de geçer gussa-i matem de geçer,
gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer.
bu tecelli -i hayat aşk ile büktü belimi,
çağlıyan göz yaşımı, yoksa bir hicran seli mi?
inleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
çevrilir dest-i kaderle şu'ünun filimi,
ney susar, mey dökülür, gulgule-i cem de geçer.
ibret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan,
niyyet-i hilkatı bu aşk-ı cihan aradan,
önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da'vadan
utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.
ne şeriat, ne tariykat, ne hakiykat, ne türe,
süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre,
cahilin korku kokan defterini tanrı düre!
ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
cennet iflas eder, efsane-i adem de geçer.
serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne,
girmemiştir bu avalin, bu bedyi' gözüne.
cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne,
pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.
neyzen tevfik kolaylı
Cumartesi, Kasım 15, 2003 4:06 ÖS
konuşmak lazım, insanların arasına karıişmak lazım, sürüye katılmak lazım, düşünmemek lazım.
giderayak
handan, hamamdan geçtik,
gün ışığındaki hissemize razıydık;
saadetinden geçtik,
ümidine razıydık;
hiçbirini bulamadık;
kendimize hüzünler icat ettik,
avunamadık;
yoksa biz...
biz bu dünyadan değil miydik?
orhan veli kanık (ülkü, 1.1.1945)
tutunamamak değil mi bu?.. herkesin yaşamak istediği bir çağ, bir kişilik, bir kahraman yok mu? işte bunlar hayaller...
onları bu dünyaya bağlayan. ben kimse olmak istemiyorum. çünkü biliyorum ki benden daha önce yoktu , sonra da olmayacak. madem ki herkes gibi ben de tek'im, tadını çıkartmak da hakkım. öyle değil mi?
ister uzaydan gelmiş olsun (bakınz: mustafa topaloğlu) , ister başka bi ülkeden, şehirden, semtten, mahalleden. bir kere yabancılaşsın insan, kendi dili yabancı dil gibi gelir ona. katil olur (Leon). ama kımıldamadan yaşamasını da bilir.
Cuma, Kasım 14, 2003 12:37 ÖÖ
hicret-I
damlara bakan penceresinden
liman görünürdü
ve kilise çanları
durmadan çalardı, bütün gün.
tren sesi duyulurda yatağından
arada bir
ve geceleri.
bir de kız sevmeye başlamıştı
karşı apartmanda.
böyle olduğu halde
bu şehri bırakıp
baÅŸka ÅŸehre gitti.
hicret-II
şimdi kavak ağaçları görünüyor,
penceresinden,
kanal boyunca.
gündüzleri yağmur yağıyor;
ay doÄŸuyor geceleri
ve pazar kuruluyor, karşı meydanda.
onunda daima;
yol mu, para mı, mektup mu;
bir düşündüğü var.
bütün yazdıklarını sığdırmak lazım buraya. nazım hikmet demiş ya: "doyum olmuyor ki" ama teki de yeter anlayana. tek bir nefes dedir ya hayatta alınan.
uzun lafın kısası bugün orhan veli öldü. huzur içinde uyuyordur umarım, umarım, umarım.
kim demiş insan ölümlüdür diye. bedeni ruhu belki. ama ürettikleri -yine anlayanlar için- asla.
saf, katıksız, hormonsuz, insan.
"Create, artist! Do not talk!"
-- Johann Wolfgang Von Goethe
konuşmanın ne işe yaradığını anlayabilmiş değilim ki. hep sonuç sıfır. bedavaya mı üretiliyor bu ATP'ler de böyle hep cepten harcıyoruz. aslında sonuca varılıyor ama birbirini anlayan insanlarla sadce. e bu da kişi başına düşen gayri safi milli hasıla sanki, hep diplerde. olmaz böyle giremeyiz avrupa birliğine. konuşmayın. orda gündüzse dünyanın öteki tarafı gece. uyuyan var. sessiz olun. orda geceyse zaten milyarlarca insan konuşuyor bir de siz gürültü etmeyin.
"Imagination is more important than knowledge."
-- Albert Einstein
bulut satmak gibi, hayallere de para vermiyolar. hayaller sadece insanı hayatta tutuyor. dünyasal bir şey olması şart tabi. melek gibi kanatlarının olmasını isteyenler hiç boşuna yormasın kendini.
"There was never a genius without a tincture of madness."
-- Aristotle
ya fazlası varsa.. o zaman da hastane ye kapatıyolar ya da üstüne bi kaç tane tahta koyuyolar ama.. dört kolluyla götürüyorlar bir de.
"To love is to suffer. To avoid suffering one must not love. But then one suffers from not loving. Therefore, to love is to suffer; not to love is to suffer; to suffer is to suffer. To be happy is to love. To be happy, then, is to suffer, but suffering makes one unhappy. Therefore, to be happy one must love or love to suffer or suffer from too much happiness."
-- Woody Allen
iki ucu boklu değnek. ama dediğim gibi basit düşünmek lazım. bırakalım kadınlara. antonio banders ın vücudunda woody allen istesinler. zaten onlar hiç bir şeyin farkına varmıyor.(b.vian)
Çarşamba, Kasım 12, 2003 11:07 ÖS
yahu niye başlattım bu olayı ben?!
yazmayı beceremem ve sevmem ki.
yazsam ne olcak hem. istediğin şeyi istediğin kişiyle paylaş, sonuçta hiç bir şey değişmez ki.
yüzyıllardır konuştuğumuz yetmiyormuş gibi bir de buraya yazı mı yazacağız?
hadi yazdık, hadi oldu da birisi okudu.. ee ne değişti?
e o halde ben niye yazıyorum.
canım sıkılıyor ondan. iki dakika kendimi kandırabilsem dünyanın en mutlu insanı olurdum sanırım.
ÅŸimdi ise hayallerim bile yok.
yazmış ya bir bayan köşe yazarı, biz geçiş kuşağıyız. belki de hepizin kafasında bir gün çekip gitmek var.
nereye, nasıl, bilen yok tabi.
aslında sanırım bir kaç kişiyle paylaşmak lazım burayı.
yazacaklar bitti. ama canım hala sıkıldığına göre devam. niye uzun uzun yazıyorum ki. kelimeler yeterince fazla zaten:
garip müzik, radyo, ama sevdim, kitap, kinyas ve kancık, kancık, kadın, insanın en yakın dostu, terlik ve gazeteyi getirdiği sürece, hitler ne demiş: "akıllı erkek akıllı kadınla beraber olmaz", yahudiler, dünya, amerika, askerlik, iş, yok, can sıkıntısı, olmadı başa döndüm, hayat başa dönüyor zaten, insan doğduktansonra çürümey başlıyormuş ölünce sadece bu süreç hızlanıyormuş,sigara yakmalı, yaktım, neyseki yedek paket var, zararlıymış, kanser yaparmış, öldürürmüş, kim yaşıyor ki, herkes aynı, her şey aynı, hiç bir şey yok, hiç,yok,herkese kaldırabileceği kadar yük verilirmiş, tahminimden daha güçlüyüm demek ki, ama konuşmak lazım yine de insanlarla, bi şey üretemesek de konuşmak lazım, böyle yaşanıyor çünkü, yaşayıp paylaşmak, bundan vazgeçmem lazım, paylaşamayınca gıcık oluyorum, bi de önyargılı, sizin doğrularınız yoksa ben ne yapayım, yaşıyorum ben, masalım var benim, bak yine cümle kurmaya başladım, kahraman değilim, altı telli samuray, gitar çalamıyorum, yazamıyorum, okuyamıyorum, çizemiyorum, zaman geçiremiyorum, programlanmış makine insanı, zamanım geldi, neye? ölmeye mi yaşamaya mı, tavandaki avizelik kanca bütün dertleri taşıyamaz ki, onun için paylaşmak lazım, ama anlayanla, anlayanlar uzaktaysa, ne demeli , ne diyodu o italyan homo: yalnızım ama kimsesiz değilim, aferin, modern dünyanın insanı, hep dertler aynı, ben, evet senin derdin benimkinden büyük, sana akıl vermemeliyim, sende bana verme, benölürken sen mi hissedeceksin sanki, arkamdan sen mi ağlayacaksın, peh. sigara hala yanıyor, vay be winston, kısa ince boru, dolaptaki rakı ya da votka, aha bugünün en önemli anı, karar anı, ama içmemek lazım, istemiyorum. konuşmak onu da istemiyorum, yoksa karga da ne işim vardı, kitap okudum , ne kadar çok insan varmış dışarıda, hepsi aynı, bende aynıyım, yalnız değilim, oyun.
kamera! (kamera->yönetmen->kubrick->otomatik portakal->işkence->beethoven)
beethoven! (müzik->erkan oğur->erkan-> adaş->ilkokul->geçmiş)
çocuk!
uf yeter. kafa çalıştırmanın ne anlamı var. basit düşünmek lazım. herkes gibi.
kamera!
film!
porno!
kadın!
bundan da sıkıldım. en iyisi burayı kamulaştırmak.
Salı, Kasım 11, 2003 1:12 ÖÖ
14 kasım ölüm yıldönümüm, kaçırmayın derim
hatta...
azz sonnraaaa...... (şıbamk!)
winston, zippo, rakı.
baÅŸka bir ÅŸey yok.
decadencé
"bakakalirim giden geminin ardindan
atamam kendimi denize,
dunya guzel.
serde erkeklik var,
aglayamam."