Sic visum Veneri; cui placet impares-(aşkın gözü öyle bakar ki,)
Formas atque animos sub juga aenea-(denk olmayan bedenlerle ruhları,)
Soeve mitere cum joco-(zalim bir aldatışla, tunçtan bir boyunduruğa vurur.)
Böyle olayların görülmesi, burada, kafayla edinilmiş düşüncelerin değil de, işgüdülerin
etkisini göstermiş olmasından ötürüdür. Evliliğin aradığı şey, entellektüel bakımdan hoş
vakit geçirmek değil, çocuk dünyaya getirmektir, kafa bakımından bir bağlanış değil, gönül
bakımından bir bağlanıştır evlilik. Bir kadının, sırf kafası ve kültürü yüzünden bir
erkeğe aşık olduğunu söylemesi, saçma ve beyhude bir iddiadır; ya da yozlaşmış bir mizacın
sonucudur...
(Arthur Schopenhauer, Aşkın Metafiziği)
şahsi kanaatim şudur ki; demek ki insanoğlu habitatı doğal seleksiyon uyguluyor. bozuk
tohumları ve insanlığa faydalı olmayacak olanları ayırıyor, onları yalnız bırakıyor, daha
fazla uğraştırıp pes ettirtmeye çalışıyor, ki geleceğe de taşınmasın bu kötü, pis, kaka genler. yeni neslin seçimi aslında bu demek ki. tabi bir de bunların ünlü olmasını sağlıyor; insanlar feyz alsın, ders çıkarsın ve onlara benzemesin diye. sanırım bu yüzden Friedrich Nietzsche en fazla küfür yiyen filozoflardan biri. insanlar okurken kendilerini kaptırıp
içine giriyorlar ya, yaşıyorlar ya. okuyup yaşamak derken bir de anlatıp yaşamak var:
�unu düşündüm: En bayağı olayın bir serüven haline girmesi için onu anlatmaya koyulmanız
gerektirir ve yeter. İnsanları aldatan da bu zaten. Kişioğlu hikayecilikten kurtulamaz,
kendi hikayeleri ve başkalarının hikayeleri arasında yaşar. Başına gelen her şeyi hikayeler
arasında yaşar. Başına gelen her şeyi ikayeler içinden görür. Hayatını sanki anlatıyormuş
gibi yaşamaya çalışır.
Ama, ya yaşamayı ya da anlatmayı seçmek gerek...
(Jean Paul Sartre, Bulantı)
başkasına özenenler devrindeyiz, herkes başkasının hikayesini yaşamaya çalışıyor. çok fazla
genelledim aslında, aykırı sivilceler de var. yahu bir aynaya bakın yeter ki . sizden
başka siz yok. neden bu yarış? aynaya bakmaktan da mı korkuyorsunuz yoksa?
Yalnızlık �iiri Bilmezler yalnız yaşamıyanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret.
Bilmezler.
(Orhan Veli Kanık,Meydan, 15.5.1948)
yalnızlıktan kurtulmaya çalışmanın da belli yöntemleri var tabi. insanlar arasına karışmak
mesela. eğer ki bir panik atak değilseniz en kolay seçenek bu sanırım. veya sevgilinize bir
cevapsız çağrı bırakın (post modern serenat). ailenizi arayın, hayatta sonsuz sevgiyi
genelde bir tek onlar veriyor çünkü. yada biraz daha pahalı bir yöntem olan tekel bayi
yöntemi. gidip bir tekele bir rakı alın veya içkiniz neyse. demlenin yavaş yavaş. sarhoş
olup da gece gece bağırmayın ama sakına.
Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: tek sorun bu. omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru
çeken Zaman'ınkorkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
Ama neyle? �arapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.
Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk
yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız,
sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan,
şakıyan, konuşan her şeye sorun, "saat kaç?" deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen
verecektir yanıtı size: "sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak
için sarhoş olun durmamacasına! �arapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz."
(Charles Pierre Baudelaire, Paris sıkıntısı)
nerden nereye.. bu adamın frengi hastası olduğunu, düzenli olarak orospularla yattığını
kaç kişi biliyor acaba. bu yüzden az yerden yere vurulmadı ki..
neyse ne. yeni günler var önümüzde. çetin altan genelde diyor ki: "enseyi karartmayın"
deneyelim hep beraber..