şafak 71.. daha karanlık
Pazar, Mart 06, 2005 9:38 ÖÖ
her gün bulutların peşinden güneşin üstünü açıyoruz buralarda. ufak bir müzik sesi duysam o yöne işim varmış gibi davranarak yaklaşıyorum. arabesk de olsa müzik dinlemek müthiş bir mutlulukmuş. sabahtan akşama deviniyoruz yarısı boş yarısı dolu geçiyor günlerin. bazen komple doluyor. ben dolduruyorum. gece 11e kadar kitapla vakit geçiyor. haftada bir kitap bitiriyorum. ne büyük mutlulukmuş kitap okuyabilmek. tabi her gün 16 saat boyunca izlediğim ihata duvarı olmasa belki biraz daha renkli olacak askerlik. özgürlük de çok mühim bir şeymiş.. varoluşçuluk içinde saklar ya karamsarlık, kısırdöngü, ölüm, kendini ispatlama, alışamama ve tutunamama. bütün bunlar için de bir yerlerde olman gerekiyor. bir duvarı görüyorsan her gün siliniyor insanın beyni..
3 haftadır yazamıyordum. çünkü denetlemeler vardı, çarşı izinleri iptal edilmişti. (bugün de 6 ya kadar izin verdiler.. normalde 4 e kadar verirlerdi.. 6 ya kadar ne yapacağım bu pislik kokan şiehirde bilemiyorum. bu şehiri de bir daha görmek istemem, burayı da ya silmek lazım haritadan ya da bir atom bombası..,9 kütahya jandarma alayına bağlı karakollar arasında sporda, atışta, disiplinde, temizlikte vs hep birince olduk, takdir aldık. tabi biz bir faydasını görmedik. komutan gördü..
bir derdim var artık tutamam içimde....
şafak 71. yavaş yavaş geçiyor günler. aynı sivildeki gibi.. insan ömründen gidiyor da .. ona tepkim..
volta atmasını öğrendim, gardiyanlarla diğer çavuşla volta atıyoruz mütemadiyen. gelince öğretirim size de kuralları.
mahkumlarla arada muhabbet ediyoruz. neymiş? şuymuş: su testisi su yolunda kırılırmış, insan 7 sinde neyse 70 inde de oymuş. pişman olmayan yok mu var.. %2'si. ama onlar da örneğin 6 yıl içerde yattıktan sonra kaybettiği yılalrı hızlıca telafi etmenin peşinde, hızlı yoldan mevki ve para kazanmanın peşinde.. sanırım insanlık bu dünyada ölmüş.
ufak anektodlar vermek gerekirse.. çocuk koğuşunda bir mahkumun (17 yaşında) kolu diğer iki mahkum tarafından (16-17) kesilmeye çalışılıyor. gecenin bir yarısı hastaneye götür veledi.. biri kalp krizi geçirir. yaşatmaya uğraş. biri kan kusar. devriye çıkar hemen. asker ayarla.. ring aracı hazırla.. kelepçeyi vur. anahtarları komutana ver. hastaneye git gel...
garip bir yer ya bu cezaevi.. allah kimseyi düşürmesin buraya. ama görmenizi isterdim.. yaşanmadan anlaşılmıyormuş...
mayıs 17.. geeeeell ulan gel!
bu hayattan sıkılmakla olmuyor işte..
sıkıysa yaşa ulan! lucretius demiş ki erdemlilik acılara karşı ayakta durabilmektir.. yalnızlık mı? yaşadığımız sürece yalnız kalacağız.. mutluluk mu? yaşadığımız sürece peşinde koşacağız..
neyse mektupta iletirim geri kalanı... bir de foto çektirdim sahi.. ne zaman tab ettirebilirim bilemiyorum. fırsat olunca eklemeye çalışıcam buralara.. veya mail felan bakarız işte...
şükretmek lazım.... insan olmak hevesine sahip olduğumuz için bile şükretmek lazım..
paraymış pulmuş... sağlık, keyif ve özgürlük versin yeter ki allah..
"men çe guyem
tamburem çe guyed"
(farsça.. ben ne söylerim, tamburum ne söyler)
hasretle kucaklıyorum.
777777111111
decadencé
"bakakalirim giden geminin ardindan
atamam kendimi denize,
dunya guzel.
serde erkeklik var,
aglayamam."