Fethiye'de Agora meyhanesinde, Tanju Okan'la bir gece vakti..
Perşembe, Mart 04, 2004 1:35 ÖÖ
denize karşı, masanız rakı ve meze süslü, sensizliğinizi sizle paylaşıyorsunuz, gün batmını aşmışsınız, kendinizin doğumunuzdasınız, ve müzik başlıyor:
eşyalar toplanmış seninle birlikte, anılar saçılmış odaya her yere, sevdiğim o koku yok artık bu evde, sen.. kıyıda köşede gülüşün kaybolmuş, ne olur terk etme, yalnızlık çok acı, bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte, kadınım... hatırla o günü, karşıki sokakta, seni ilk öptüğümü, ilk defa hayatta, kollarımda benim ilkbahar sabahım, sen.. sönmüş bak ışıklar, ev nasıl karanlık, o ılık aydınlık, yuvamız soğumuş, geceler bitmiyor, ağlıyorum artık, sen.. kadınım.. masamız köşede öylece duruyor,
bardaklar boşalmış, her biri bir yerde, sanki her biri hasret senin nefesine, sen.. kadınım.. bana bıraktığın bütün bu hayatın,
yaşanan aşkların, değeri yok artk, ben sensiz olamam anlıyorumn artık, sen.. şimdi çok yalnızım, o kapıyı kapat, elini ver bana, dışarıda yalnız üşüyorsun, kadınım..
sonrasında...
...öyle bir sarhoş olsam ki seni unutsam, unutsam bu anı, yarınları unutsam, bir daha ayılmasam, herşey bir rüya olsa, unutarak uyansam....
sonrasında timur selçuk denk gelir kulağınıza, eskimiştir, her anınız, her elbiseniz, her yazdığınız, her içtiğiniz ve sonunda siz gibi, duygularınız gibi...
...kararmış tahta masamızda bir şişe şarap, gecelerden bir gece, bezginiz, Üstelik, adamakıllı sarhoşuz, ellerin ellerimde... Belli yıkılmış bir kadın, hayli çirkin, hayli geçkin, ağlamaklı..... Yeter, yeter... Öleceksek ölelim, Haydi vur kendini şaraba, kedere ve aşka vur, Daha içelim... Daha içelim...
sonra dostlarınız gelir masanıza, birlikte söylersiniz şarkıları, birlikte yaşarsınız anı ve herşeyden öte 'paylaşırsınız' o dakikaları, kolayca kimsenin anlayamayacağı bir şekilde. rüzgar yanağınızı okşar, bir şeyler fısıldar kulağınıza, " sen yaşıyorsun" der, o an ayılırsınız, o an kalkarsınız onca yükün altından, kendinize gelir ve herşeyden nefret edersiniz, ve teselliyi kadehinizi öperek bulursunuz.
ve siz diğerleri gibi değilsinizdir, o banknotlara, bu dünya üzerine gelip de herşeyi yaşamayıp olmaya, güçsüz görünmeye, kendince maddi özgürlüklerini kazanma isteğine, yalnız kalmaya, basit olmaya, ölümlü olmaya, yolgeçen hanı olmaya tahammül edebilenlerden ve isteyenlerden değilsinizdir. o noktada kaybedersiniz. "hiç kimse beni anlamıyor dünyasından" koparsınız, acı çekersiniz, farkına varırsınız bazı şeylerin, ama onlar sizin farkınıza varamaz. size düşense sadece iç sıkıntısı ve acı çekmektir.
bir gün bir acil'de açarsınız gözlerinizi, bir kaç tanıdık yüz görürsünüz, ve sonra kimseyi göremezsiniz.
ÅŸimdi tekrar soruyorum sizlere;
siz var mısınız?
siz yaşıyor musunuz?
siz hisediyor musunuz?
siz özgür müsünüz?
siz biliyor musunuz?
çoğunuzun adına ben cevap veriyim:a) şıkkı !
siz köpeksiniz, ve yok olacaksınız!
yazıldığı gibi!
olması gibi!
sizinle paylaştığım her an benim için bir yıl!
ama hala yaşıyorum! öldüremediniz beni ve benim gibileri!
biz bu dünyaya ait olmayıp bir rüya bir masal gibi yaşamaya çalışsak da, en azından bir "HİÇ" olabiliyoruz.
ya siz?!
sadece kendini düşünen basit-ve ne yazık ki- varoluşlar!
hayalleriniz bile bu dünya üzerinde.
siz yok olmaya mecbursunuz!
rahat bırakın bizi!
decadencé
"bakakalirim giden geminin ardindan
atamam kendimi denize,
dunya guzel.
serde erkeklik var,
aglayamam."