sen bilmezsin;
acının ne olduğunu, sen yaşayana dek,
gecenin bir yarısı bomboş bir şekilde, bomboş sokaklarda yürümeyi,
yağmurun ince damlalarıyla dolmayı.
sen bilmezsin;
yaÄŸmurla sevmeyi,
ince ince, tane tane, yavaş yavaş, hissederek, bu dünyadan uzaklaşarak,
bir büyük rakının küçük geldiği zamanları.
sen bilemezsin;
hayatının sana ağır gelmesini,
yaşamasını,
hissetmesini,
herkes müzik kutusundan çıkan bir gürültüye muhtaçken bir buluta, bir ota, bir yuduma,
bir şefkate sarılmasını.
sen bilmezsin;
sevmesini,
bir güvercine tapmasını,
yaşadığın için şükretmeyi,
zamana sinirlenmeyi;
her anını çabucak geçirdiği için.
ama sen de haklısın ya..
hepimiz bir deÄŸiliz ya..
aynı hissedemeyiz ya..
bir gül istersin şakağına, öbür yanından çıkan yaprak yaprak.
sen de haklısın ya,
yaşamayı istersin;
birdenbire, sadece.
anlaşamayız senle bu yüzden.
sen ciÄŸercinin kedisi..
ben sokak kedisi,
kendinden nefret eden.
zaman geçer ben giderim bu diyarlardan,
elimde ne zülfikarı isterim,
ne de senden kalan bir alışkanlığı.
ben de insanım.
yaşamak hakkım,
hissetmek hakkım
ve çoğunlukla acıtmak bedenimi,
ruhumu fırtınalarda kavurmak,
gözyaşlarım ve gözyaşlarınla.
yaşarım, umarım. elimden geldiğince.
yolun sonuna kadar.
yakın veya uzak farketmez.